Çevre kirlenmesinden yakınma, bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de
ileri dereceye ulaşmıştır. Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili; yaklaşık
800.000 km2 yüzölçümü ve 8333 km. kıyısı olan, Asya ile Avrupa arasında
stratejik kara, hava ve su yollarının geçiş noktasında bulunan önemli ve
büyük bir ülkedir. Özelikle 1960'lı yıllarından sonra, ülkemizde ciddî
çevre sorunları ortaya çıkmıştır. Bu sorunlar çok önemli miktarda doğal
kaynakların israf edilmesi, kirlenmesi, bitki ve hayvan varlığımızın
tahrip edilmesi, su, hava ve toprak kirliliği, erozyon ve çölleşmeye sebep
olmakta; ülke ve toplum sağlığını ciddî şekilde tehdit etmekte; öte yandan
millî ekonomimize ağır bir yük getirmektedir. Memleketimizin çeşitli
bölgelerindeki bakır, krom, vb. madenleri elde eden ve işleyen fabrikalar,
çimento fabrikaları, gübre, tarım koruma ilâç fabrikaları, petrol
rafineleri, vb. sanayi tesislerinin bacalarından çıkan artık gazlar ve patiküller, civardaki bitki örtüsünü tamamen yok etmiş, yeşil sahaları
kıraç bir taş ve toprak yığını hâline getirmiştir.
Hava
Kirliliği: Büyük kentlerimizde,özelikle kış aylarında hava kirliliği sorun
olmaya devam etmektedir. Kalitesiz yakıtlar, çarpık kentleşme,
gecekondulaşma, gittikçe artan motorlu araç trafiği, şehirleri saran
sanayi kuruluşları, daha önemlisi yanlış yapılanma ve atmosferin
kaynaklarından oluşmaktadır.
Ülkemizde linyit rezervelerinin zengin ve diğer yakıtlara göre ucuz olması
sebebiyle en çok kullanılan bu kömürler, kalitesiz olmaları ve yakma
tekniklerine uygun olmayan metotlarla sanayide ve konutlarda yakılmaları
yüzünden, hava kirliliğin en önemli etkenlerden biri olmaktadırlar.
Sanayiden kaynaklanan hava kirliliğinin temelinde; yanlış yer seçimi,
teknik tedbirler alınmadan katı atık, artık, gaz ve tozların kolayca
atmosfere bırakılması, yanlış ve eksik teknolojilerin seçimi
bulunmaktadır. Endüstri kaynaklardan en fazla hava kirliliğinin etkisinde
kalan ilerimiz şunlardır: İstanbul-Gebze-Hereke-İzmit arası,
Adana-Tarsus-Mersin arası, Bursa, Yalova, Adapazarı, Samsun, Murgul,
Izmir, Karadeniz Ereğlisi, Karabük, Bartın ve Kırıkkale.
Kentlerde yoğun nüfus artışı sonucu oluşan plansız çarpık şehirleşme,
ısıtmada kullanılan yakıtın niteliği, yapımı, biçimi ve kalitesi, kent
trafik yoğunluğu, bu alanlarda hava kirliliğini oluşturan önemli
sebeplerdir. Son yıllarda, bu sebeplerden dolayı oluşan hava kirliliği
başta Erzurum, Sivas, Kayseri, Denizli, Eskişehir, Diyarbakır, Bursa,
Elazığ ve Malatya illerini etkilemiştir.
Yakıt kalitesinin iyileştirilmesine yönelik olarak, 1987 yılından beri
başlatılan doğal gaz projesi ile İstanbul, Ankara, Eskişehir, Bursa ve
Izmir gibi illerimizde kirlilik önemli derecede düşürülmüştür.
Hava kirliliğine ve dolaylı olarak su ve toprak kirliliğine sebep olan
başlıca sanayi kuruluşları şunlardır:
Petrol rafinerileri,
Petrokimya tesisleri,
Kimyasal sanayi,
Enerji üretimi (Termik santrallar),
Kâğıt sanayi,
Demir çelik sanayi,
Deri sanayi,
Mezbaha ve et entegre tesisleri,
Maya fabrikaları,
çimento fabrikaları,
Gübre sanayi,
Şeker sanayi,
Tekstil sanayi,
Plastik sanayi,
Madencilik,
Taş toprak sanayi
Su Kirliliği :
Ülkemiz temiz su kaynakları yönünden zengin sayılan bir ülke değildir.
Varolan kaynaklarımız da maalesef bilinçsiz ve çarpık kentleşme, yanlış
sanayileşme gibi sebeplerle hızla kirlenmeye devam etmektedir. Yurdumuzda
3500'e yakın belediyenin 200 tanesinde kanalizasyon sistemi mevcut olup
bunlardan sâdece 50 tanesinde arıtma tesisi bulunmaktadır. İşte kirli olan
bu sular akarsu, göl ve denizlerimize boşaltılmaktadır. Organize Sanayi
Bölgelerimizin çoğunda arıtma sistemi bulunmamaktadır. Aşırı ve bilinçsiz
gübre ve tarım ilâcı kullanımı sonucu yüzeysel sularla akarsu, göl ve
denizlerimiz kirlenmeyle karşı karşıya kalmaya devam etmektedir. Su
kirliliğinin diğer bir etkeni de asit
yağmurlarıdır.
Bu kirlilik
yüzünden yapılan araştırmalara göre; deniz, göl ve akarsularımızda birçok
balık türü yok olmuştur.
Toprak Kirliliği:
80 milyon hektar toprak varlığımızdan ancak 30 milyona yakın hektarı
kullanılabilir nitelikte olup, 20 milyon hektarına yakını ekilebilmekte,
yalnızca 3 milyon hektarı da sulanabilmektedir. Bunun 62 milyon hektarına
yakını erozyon tehdidi altındadır. Yılda kaybolan toprak miktarının 1
milyar ton olduğu düşünülmektedir. Havası ve suyu kirlenen bir yerin
hâliyle toprağı da kirlenecektir. Çünkü kirlenen hava ve suyun son alıcı
ortamı topraktır. Ancak toprak, havadan ve sudan çok farklı özelliğe
sahiptir. Toprağın kirlenmesine sebep olan bu kirleticilerin olumsuz
etkileri, su ve havadaki gibi doğrudan izlenebilir özelikler taşımaz.
Ayrıca sanayi tesisleri ve şehirlerimizin hemen hemen tamamı, Birinci
sınıf ekilebilir tarım toprakları üzerinde genişlemeye devam etmektedir.
Geriye kalan topraklarımız da, atıklar, aşırı ilâç ve gübre kullanımı,
bilinçsiz tarım gibi sebeplerle hızla kirlenmekte veya yok edilmektedir.
Bunun bir açık örneğini Çukurova'da görmek mümkündür. Çukurova'nın en
verimli toprağı Adana ile Mersin arasındadır. Bu güzergâhta yapacağınız
bir yolculukta bu verimli toprakların üzerinde yol boyunca '…SA'ları
görebilirsiniz. Bir çevreci bu konuyu şöyle özetlemektedir. ''Bu gidişle,
yakın bir gelecekte nereden toprak ithal edeceğimizi doğrusu merak
ediyorum.''
Türkiye, OECD ülkeleri arasında nüfus artış oranı en fazla olanıdır.
Birleşmiş Milletler'in yaptığı nüfus tahminlerine göre, Türkiye nüfusunun
2025 yılında 92 milyona yükselmesi beklenmektedir. Bu durum, ülkemizin
bugün olduğu kadar gelecekte de önemli çevre sorunları ile
karşılaşacağının bir göstergesidir. Hızlı kentleşmenin yanı sıra artmaya
devam edecek olan endüstriyel, tarımsal faaliyetler, bilinçsiz
kullanılacak gübre ve gerekli çevresel önlemler ve arıtma tesisleri
bulundurmadan yoğun üretime geçen sanayi tesisleri; hava, su ve toprak
kirliliğini daha tehlikeli boyutlara taşıyacaktır.
Doğal
zenginlikleri çok fazla olan ülkemizin, çevre kirliliği sonucu diğer
ülkelere göre kaybedecek çok sayıda tarihî eseri bulunmaktadır.
Ülkemizde çevre kirliliği ile ilgili olarak alınması gereken tedbirler
doğal zenginliklerimiz daha fazla tahrip olmadan bir an evvel alınmalı,
gerekli yatırımlar uygulanmalıdır.
Bu tehlikeyi gören hükümetlerimiz, son yıllarda çevreyle ilgili birçok
kanunlar, tüzükler ve yönetmelikler çıkarma zorunluluğunu hissetmişlerdir.
57. Hükümet'in yayınladığı Ulusal Program'da, çevreye geniş yer
verilmiştir.
Kaynak : Çevre Kirliliği, 1998,
Dinimizde Çevre, 1998,
Anonim
ÇED Uygulamaları, 1987
Hava Kirliliği, 1994
WMO ve IPCC Yayınları,
Teknokrat Dergisi,
Çevre ve İnsan Dergileri,
Organize Sanayi Bölgeleri, 1997