YAZAN:
İdris TUNÇER/ 2023 yazarı
Türkiye'de Çevre

Çevre kirlenmesinden yakınma, bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de ileri dereceye ulaşmıştır. Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili; yaklaşık 800.000 km2 yüzölçümü ve 8333 km. kıyısı olan, Asya ile Avrupa arasında stratejik kara, hava ve su yollarının geçiş noktasında bulunan önemli ve büyük bir ülkedir. Özelikle 1960'lı yıllarından sonra, ülkemizde ciddî çevre sorunları ortaya çıkmıştır. Bu sorunlar çok önemli miktarda doğal kaynakların israf edilmesi, kirlenmesi, bitki ve hayvan varlığımızın tahrip edilmesi, su, hava ve toprak kirliliği, erozyon ve çölleşmeye sebep olmakta; ülke ve toplum sağlığını ciddî şekilde tehdit etmekte; öte yandan millî ekonomimize ağır bir yük getirmektedir. Memleketimizin çeşitli bölgelerindeki bakır, krom, vb. madenleri elde eden ve işleyen fabrikalar, çimento fabrikaları, gübre, tarım koruma ilâç fabrikaları, petrol rafineleri, vb. sanayi tesislerinin bacalarından çıkan artık gazlar ve patiküller, civardaki bitki örtüsünü tamamen yok etmiş, yeşil sahaları kıraç bir taş ve toprak yığını hâline getirmiştir.

Hava Kirliliği: Büyük kentlerimizde,özelikle kış aylarında hava kirliliği sorun olmaya devam etmektedir. Kalitesiz yakıtlar, çarpık kentleşme, gecekondulaşma, gittikçe artan motorlu araç trafiği, şehirleri saran sanayi kuruluşları, daha önemlisi yanlış yapılanma ve atmosferin kaynaklarından oluşmaktadır.

Ülkemizde linyit rezervelerinin zengin ve diğer yakıtlara göre ucuz olması sebebiyle en çok kullanılan bu kömürler, kalitesiz olmaları ve yakma tekniklerine uygun olmayan metotlarla sanayide ve konutlarda yakılmaları yüzünden, hava kirliliğin en önemli etkenlerden biri olmaktadırlar.
Sanayiden kaynaklanan hava kirliliğinin temelinde; yanlış yer seçimi, teknik tedbirler alınmadan katı atık, artık, gaz ve tozların kolayca atmosfere bırakılması, yanlış ve eksik teknolojilerin seçimi bulunmaktadır. Endüstri kaynaklardan en fazla hava kirliliğinin etkisinde kalan ilerimiz şunlardır: İstanbul-Gebze-Hereke-İzmit arası, Adana-Tarsus-Mersin arası, Bursa, Yalova, Adapazarı, Samsun, Murgul, Izmir, Karadeniz Ereğlisi, Karabük, Bartın ve Kırıkkale.

Kentlerde yoğun nüfus artışı sonucu oluşan plansız çarpık şehirleşme, ısıtmada kullanılan yakıtın niteliği, yapımı, biçimi ve kalitesi, kent trafik yoğunluğu, bu alanlarda hava kirliliğini oluşturan önemli sebeplerdir. Son yıllarda, bu sebeplerden dolayı oluşan hava kirliliği başta Erzurum, Sivas, Kayseri, Denizli, Eskişehir, Diyarbakır, Bursa, Elazığ ve Malatya illerini etkilemiştir.

Yakıt kalitesinin iyileştirilmesine yönelik olarak, 1987 yılından beri başlatılan doğal gaz projesi ile İstanbul, Ankara, Eskişehir, Bursa ve Izmir gibi illerimizde kirlilik önemli derecede düşürülmüştür.
Hava kirliliğine ve dolaylı olarak su ve toprak kirliliğine sebep olan başlıca sanayi kuruluşları şunlardır:

Petrol rafinerileri, Petrokimya tesisleri, Kimyasal sanayi, Enerji üretimi (Termik santrallar), Kâğıt sanayi, Demir çelik sanayi, Deri sanayi, Mezbaha ve et entegre tesisleri, Maya fabrikaları, çimento fabrikaları, Gübre sanayi, Şeker sanayi, Tekstil sanayi, Plastik sanayi, Madencilik, Taş toprak sanayi

Su Kirliliği : Ülkemiz temiz su kaynakları yönünden zengin sayılan bir ülke değildir. Varolan kaynaklarımız da maalesef bilinçsiz ve çarpık kentleşme, yanlış sanayileşme gibi sebeplerle hızla kirlenmeye devam etmektedir. Yurdumuzda 3500'e yakın belediyenin 200 tanesinde kanalizasyon sistemi mevcut olup bunlardan sâdece 50 tanesinde arıtma tesisi bulunmaktadır. İşte kirli olan bu sular akarsu, göl ve denizlerimize boşaltılmaktadır. Organize Sanayi Bölgelerimizin çoğunda arıtma sistemi bulunmamaktadır. Aşırı ve bilinçsiz gübre ve tarım ilâcı kullanımı sonucu yüzeysel sularla akarsu, göl ve denizlerimiz kirlenmeyle karşı karşıya kalmaya devam etmektedir. Su kirliliğinin diğer bir etkeni de asit yağmurlarıdır.

Bu kirlilik yüzünden yapılan araştırmalara göre; deniz, göl ve akarsularımızda birçok balık türü yok olmuştur.

Toprak Kirliliği: 80 milyon hektar toprak varlığımızdan ancak 30 milyona yakın hektarı kullanılabilir nitelikte olup, 20 milyon hektarına yakını ekilebilmekte, yalnızca 3 milyon hektarı da sulanabilmektedir. Bunun 62 milyon hektarına yakını erozyon tehdidi altındadır. Yılda kaybolan toprak miktarının 1 milyar ton olduğu düşünülmektedir. Havası ve suyu kirlenen bir yerin hâliyle toprağı da kirlenecektir. Çünkü kirlenen hava ve suyun son alıcı ortamı topraktır. Ancak toprak, havadan ve sudan çok farklı özelliğe sahiptir. Toprağın kirlenmesine sebep olan bu kirleticilerin olumsuz etkileri, su ve havadaki gibi doğrudan izlenebilir özelikler taşımaz.

Ayrıca sanayi tesisleri ve şehirlerimizin hemen hemen tamamı, Birinci sınıf ekilebilir tarım toprakları üzerinde genişlemeye devam etmektedir. Geriye kalan topraklarımız da, atıklar, aşırı ilâç ve gübre kullanımı, bilinçsiz tarım gibi sebeplerle hızla kirlenmekte veya yok edilmektedir. Bunun bir açık örneğini Çukurova'da görmek mümkündür. Çukurova'nın en verimli toprağı Adana ile Mersin arasındadır. Bu güzergâhta yapacağınız bir yolculukta bu verimli toprakların üzerinde yol boyunca '…SA'ları görebilirsiniz. Bir çevreci bu konuyu şöyle özetlemektedir. ''Bu gidişle, yakın bir gelecekte nereden toprak ithal edeceğimizi doğrusu merak ediyorum.''

Türkiye, OECD ülkeleri arasında nüfus artış oranı en fazla olanıdır. Birleşmiş Milletler'in yaptığı nüfus tahminlerine göre, Türkiye nüfusunun 2025 yılında 92 milyona yükselmesi beklenmektedir. Bu durum, ülkemizin bugün olduğu kadar gelecekte de önemli çevre sorunları ile karşılaşacağının bir göstergesidir. Hızlı kentleşmenin yanı sıra artmaya devam edecek olan endüstriyel, tarımsal faaliyetler, bilinçsiz kullanılacak gübre ve gerekli çevresel önlemler ve arıtma tesisleri bulundurmadan yoğun üretime geçen sanayi tesisleri; hava, su ve toprak kirliliğini daha tehlikeli boyutlara taşıyacaktır.

Doğal zenginlikleri çok fazla olan ülkemizin, çevre kirliliği sonucu diğer ülkelere göre kaybedecek çok sayıda tarihî eseri bulunmaktadır.
Ülkemizde çevre kirliliği ile ilgili olarak alınması gereken tedbirler doğal zenginliklerimiz daha fazla tahrip olmadan bir an evvel alınmalı, gerekli yatırımlar uygulanmalıdır.
Bu tehlikeyi gören hükümetlerimiz, son yıllarda çevreyle ilgili birçok kanunlar, tüzükler ve yönetmelikler çıkarma zorunluluğunu hissetmişlerdir. 57. Hükümet'in yayınladığı Ulusal Program'da, çevreye geniş yer verilmiştir.

Kaynak :  Çevre Kirliliği, 1998, Dinimizde Çevre, 1998, Anonim ÇED Uygulamaları, 1987 Hava Kirliliği, 1994 WMO ve IPCC Yayınları, Teknokrat Dergisi, Çevre ve İnsan Dergileri, Organize Sanayi Bölgeleri, 1997

Yazan : Idris Tunçer/ 2023 yazarı