|
|
 |
 |
| Park modelleri |
Peyzaj Mimarlığı tarihi süreci
Park modellerini incelemeden önce söylenmesi gereken en önemli şey aşağıda
anlatmaya çalışacağımız modellerin ihtiyaçlardan dolayı ortaya çıktıkları
ve genelde bu ihtiyaçların da sosyal bir boyutu olduğudur. 19. yüzyılın
ortalarına kadar kentlerin doğa ile olan olumlu ilişkileri sanayileşme
ile birlikte yerini materyalizmin ön plana çıktığı bir rant modeline
bırakmıştır. George Orwell’ ın Yeni Dünya isimli ütopik kitabında tanrılaştırılan
Ford seri üretimi bir milat olarak kabul edildiğinde bugünden sonraki
kent planlaması ve bu planlama içinde insanların manevi yeri çok köklü
bir değişime uğramıştır.
Büyük üretimler yapan büyük fabrikalar ve bu fabrikalarda çalışan insanların
bir arada yaşamasını gerektiren sıkışık kentler artık kaçınılmazdır.
Nitekim 19. yüzyılın başında nüfusu 60.000 olan New York kenti 19. yüzyıl
ortalarında 300.000 kişiye ev sahipliği yapmak zorundadır. Bu döneme
kadar insanların her türlü rekreasyonel ihtiyaçlarını karşılamaları
için yaşadıkları yerleşimler yeterli imkanları sunabilmekteyken, yeni
sıkışık kent modelinin ızgarasal düzeni içinde bir yerden bir yere gitmek
zaman alıcı ve pahalı bir hale geldiğinden ya yeni rekreasyonel aktivitelere
ya da yeni rekreasyon alanlarına ihtiyaç duyulmuştur.
Bu geçiş dönemine kadar rekreasyonel ihtiyaçlarını karşılamanın ve ruhlarını
dinlendirmenin en iyi yöntemi olarak doğayla kucaklaşan insanların ellerinden
bu imkan alınmış ve kent içinin sıkışık, steril olmayan, pis ve sıcak
sokaklarında insanların mutlu olmaları öngörülmeye başlanmıştır. İnsanoğlunun
karakterindeki işgalci ruh her ne kadar doğayı işgal edermiş gibi gözükse
de aslında bir anlamda doğa kendisine yapılanlara karşılık olarak insanları
yıllarca sürecek olan bir ruhani buhranın içine atıvermiştir. Bu kuyuya
her ne kadar teknoloji ve sanayileşme nedeni ile düşmüş olsak da Yaşar
Kemal’ in önerdiği gibi buradan çıkmamızın tek yolu da teknoloji ve
sanayi gibi gözükmektedir. İşte insanların el yapımı cehennemler üretmeye
başladığı böyle bir geçiş döneminde karşı hareket kaçınılmazdır. El
yapımı cennetler üretmek gerekmektedir. Bunu başarmak için de yepyeni
bir meslek ortaya çıkmak zorundadır ve bu meslek de Peyzaj Mimarlığı
olacaktır. Park modellerini incelerken mesleğin doğduğu ve en büyük
ivmeyle geliştiği yer olan A.B.D.’ nin örneklerini incelemekte fayda
olduğunu düşünüyorum.
Yukarıda bahsettiğim yeni rekreasyonel aktivitelerin ya da yeni rekreasyon
alanlarının ortaya çıkması gerekliliğinin sonucu genelde Ikinci şık
doğrultusunda gerçekleşmiş, insanlar alışageldikleri rekreasyon biçimlerini
terk etmek yerine alıştıkları doğa içi rekreasyonel aktiviteleri kentlerine
getirmeye karar vermişlerdir. Bu noktada kentlerin hızla artan nüfusları
da göz önüne alınarak dev parklar yapmak kaçınılmaz gözükmektedir. İşte
bu dönemin (1850-1900) parkları da bu nedenle Keyif Bahçeleri (Pleasure
Ground) olarak adlandırılmışlardır. Bu yazı içinde ele alınacak ilk
park modelimiz budur.
KEYİF BAHÇELERİ
1840’ lardan itibaren şiddetini arttırarak yaygınlaşan sanayileşme ve
kentleşme hareketi Amerikan yaşam biçimini değiştirmeye başlamıştır.
Kent dışına kaçışların zorlaştığı, kırsal alanların gittikçe insanların
yaşam alanlarından uzaklaştıkları bu dönemde insanlar işyerlerinden
(çoğunlukla fabrikalar) uzaklaşamamaya başlamışlardır. Tüm bunların
yanısıra birbirine tahammülü gerektiren kentsel yaşantı deneyimi daha
henüz çok taze olduğundan insanlar ciddi anlamda stres ile boğuşmak
durumundadır. Kaçacak ruhani limanlar aranmaya başlanmıştır. Basit bir
mantıkla (insanlar kent dışına çıkamıyorlarsa kent dışını kentin içine
getiririz) Keyif Bahçeleri birer birer ortaya çıkmaya başlamıştır. Keyif
Bahçeleri genel olarak geniş parklardır, binaların Ikincil planda tutulduğu
pastoral Peyzaj idealindeki rüya bahçeleridir bir anlamda. İşlevleri
doğayı simüle etmektir.
Bu dönemin en önemli ismi şüphesiz Peyzaj mimarlığının da babası kabul
edilen Frederick Law Olmsted’ dir. Olmsted bu park modelinin insanları
sadece mutlu etmesini ummuş ve gençliğinde bolca yaşadığı pastoral Peyzaj
deneyimlerini bu alanlara en iyi şekilde yansıtmaya çalışmıştır. Bu
alanlar elbette doğa kadar kışkırtıcı ve düşündürücü değildir ancak
bahsi geçen pastoral Peyzaj konsept olarak vahşi-saf doğa ile kentin
sınırlı-uygar doğası arasında bir orta noktadır. Bu parklar çok aktif
mekanlardır, bu dönemde çeşitli programlar, spor müsabakaları çok popülerdir.
Ancak bu parkların tasarımı Peyzaja kesin bir minnettarlık, takdir duygusunu
da barındırır ki bu özellikleri bu parkların “pasif” öğeleri olarak
yanlış değerlendirmelere de yol açmıştır. Bence daha doğru ifade “düşünmeye
sevk edici” dir.
Bu model çok zengin bir modeldir çünkü hem aktif rekreasyona hem de
pasif (veya düşünmeye sevk edici) rekreasyona olanak sağlamaktadır.
Bu parkların en büyük dezavantajları kent merkezlerinde bu parklar için
yeterli alanların bulunamaması ve parkların amaçlarının aksine kentin
uç noktalarına doğru kaymalarıdır. Ulaşımın pahalı olduğu dönemde bu
parklar maalesef gene zengin sınıfın süslü arabaları ile kendilerini
teşhir ettikleri birer vitrin olma yoluna girmişlerdir. Pek çok yerden
büyük miktarlarda göç alan dönemin A.B.D.’ sinde ciddi anlamda bir ötekileşme
kendini göstermeye başlamış ve bu parklar bu insanların biraraya gelip
önyargılarını yıkacakları bir mekana olan ihtiyaca cevap vermeyi amaçlamıştır.
Kamusal açık alanların tümünün tarih boyunca altında yatan demokrasi
kavramı köleliği yeni terk etmiş, aradan 150 yıl geçtikten sonra bile
ırklar arası ilişkilerinde sakatlıklar bulunan bir toplumun emekleme
döneminde kendini ortaya koymaya çalışmıştır. Yaşam alanları için kızılderilileri
ortadan kaldıran bir toplum rekreasyon alanları için de benzer davranışlar
içine girmekten elbette çekinmemiştir. (Bkz. Central Park arazisi içinde
kalan Seneca Yerleşimi’ nin başına gelenler)
Bu park modelinin tasarımsal özellikleri ise oldukça zengindir. Pek
çok değişik türde ağacın genellikle geniş bir çim yüzeyi çevrelediği,
tepelerin arazi plastiğini hareketlendirdiği, yavaş akımlı bir suyun
genelde araziyi boylu boyunca katettiği, geniş yansıma havuzlarının
Peyzaja zenginlik kattığı tasarımlardır. Düzenli ve mızmızlık yapmadan
kullanılan mimari öğeler, heykeller, çiçek tarhları görsel zenginliği
pekiştirerek insanları biraz olsun kentin gürültülü, pis, stresli ortamından
uzaklaştırmayı amaçlamıştır. Olmsted, bu parklarda mevsimlik çiçekleri
ya da çiçekli süs Bitkilerini tercih etmektense daha doğal daha vahşi
çalıları ve ağaçları kullanmayı yeğlemiştir. Bunun nedeni bu tür Bitkilerin
çok fazlaca yapay olmaları ve zaten kent içinde pek çok yerde bulunmalarıdır.
Olmsted insanların bu parklarda kendilerini vahşi doğanın bir parçası
olarak hissetmelerini istemiştir. Keyif Bahçeleri’ ndeki yapısal elemanların
yapımında hafif malzemeler tercih edilmiş, duvarlardan mümkün olduğunca
kaçınılmıştır. Hakim tarz genelde rustiktir. Heykellerin kullanımından
mümkün olduğunca kaçınılmıştır. Bunun nedeni heykellerin bir yandan
uygarlığı ve medeniyeti temsil etmesi, bir yandan da aşırı derecede
aristokratik Avrupa formal bahçelerini hatırlatmasıdır.
Park içindeki yürüyüş yolları ve diğer yollar kent yollarından farklı
olarak eğriler şeklinde dizayn edilmiş ve araç trafiğinden ayrılması
öngörülmüştür. Olmsted Central Park’ ta bu amaca yönelik olarak birbirleri
ile kesişmeyen araç ve yaya yolları sistemini geliştirmiş ve bu model
geleceğin şehir plancılığında sıkça uygulanmıştır. Eğer araç ve yaya
yolları kesişirse; araç yolu park seviyesinde ise yaya yolu alt geçit
şeklinde, yaya yolu park seviyesinde ise araç yolu üst geçit şeklinde
dizayn edilmiş ve asla bir yayanın karşıdan karşıya geçmesine gerek
bırakılmamıştır. (1950’ lerin araç trafiği düşünüldüğünde kolay gibi
gözüken bu sistem bugünün Manhattan’ ında bile hala işe yaramaktadır.
Manhattan’ ın en işlek yolları Central Park içinden geçmektedir ve bu
durum yayaları rahatsız etmemektedir.) Bu dönemin aile yapısı kentleşme
ile yavaş yavaş dejenere olmaya başlamış ve bunu gören tasarımcılar
parklarında ailelerin bir arada rekreasyon yapabilmesini amaçlamıştır.
Geniş çim yüzeyler piknik ve oyun aktivitelerine olanak tanır.
Sanayileşme ve kentleşmenin ilk adımlarının atıldığı ve bugün çok derinden
hissettiğimiz yan etkilerinin ilk defa görülmeye başlandığı bu dönemin
karşı hareketi niteliğindeki bu kamusal açık alanlar bir anlamda Peyzaj
mimarlığının emekleme dönemini de yansıtmaktadır. Her yeni doğan canlı
gibi bu dönemin rekreasyon alanları da saf bir duyguyu temsil etmekte
ve önüne ciddi hedefler koymaktadır: İnsanlar kentleşme, sanayileşme
ve sosyal sınıflar arasındaki çatışmaların kötü etkilerinden korunacaktır.
Sanayileşmenin çevre üzerinde yarattığı tahribat bu dönemde daha hissedilmeye
başlanmamıştır ve bahsi geçen açık alanların ekolojik işlevleri çok
da önemli değildir. Daha önce de bahsettiğim gibi bir anlamda toplumsal
ve yaşamsal dönüşümün yaşandığı bu dönemde rekreasyonel aktiviteler
değişme eğilimi göstermiş ancak rekreasyon alanlarının eski rekreasyonel
aktiviteleri insanların yakınına getirmesi çabası ile biraz olsun geciktirilmiştir.
Bu dönemin bitişine işaret eden 20. yüzyılın başlangıcı ile rekreasyon
alanları ve kent içindeki konumlarından çok rekreasyonel aktiviteler
değişmeye başlamıştır.
Kaynak:
Changing Roles Of Urban Parks : From Pleasure Garden to Open Space ,
Cranz, Galen (Berkeley University)
City Parks of Past and Tomorrow, Cranz, Galen (Berkeley University)
Project for Public Spaces
Frederick Law Olmsted ve Çalışmaları, Lisans Tezi, Cüneyt ÇAKAR, Rahşan
BUÇANOĞLU, Doç. Dr. Adnan KAPLAN, 2002, Izmir.
Derleme ve Çeviriler : Cüneyt Çakar / Ege .Ü - Peyzaj Mimarı
|
|
 |
|
|