Resimlere tıklayın






Biyokütle ve Üretkenlik
Ekosistemlerin çalışması temel olarak, enerji aktarımları düzeyinde göz önüne alınabilir. Giren enerjinin temel kaynağı güneş ışımasıdır. Enerji çıkışı, bozunan enerji, yani çevreye yayılan düşük sıcaklıktaki ısı biçiminde gerçekleşir.
Biyokütle, canlı varlıklarla tekabül eden organik maddenin tümünü temsil eder. Önce Bitkilerin fotosentezi ve daha sonra tüketiciler tarafından sindirilen besinin özümlenmesi sayesinde bireylerin üremesi ve büyümesi nedeniyle arttırılabilir. Biyokütle canlıların başka canlılar tarafından yenmesiyle veya doğal ölüm nedeniyle azalma eğilimi gösterir; bu durumda, bunların organik maddesi dönüşüme uğrar ve büyük ölçüde çevreye yayılır. Dengeli bir ekosistemde bu iki olay (biyokütlenin artması ve azalması) birbirini karşılar.
Genç veya öncü ekosistemlerde, ortam değişikliğe uğradıkça ve biyokütle arttıkça, organizmalar ve biyosenozlar birbirini izler. Bu art arda gelişler, ortamla denge halinde kararlı bir duruma doğru yaklaşır. Olgun ekosistemin bu denge durumuna klimaks adı verilir; ekonomik koşullar göz önüne alındığında, klimaks durumu maksimum bir biyokütleye tekabül eder.
Dinamik açıdan bir ekosistemde üretkenlik biyokütlenin artış hızını gösterir. Ekonomiye bağlantılı bir benzetme yapılacak olursa, biyokütle sermayeye tekabül eder ve üretkenlik, bu sermayenin sağladığı karı temsil eder.
Biyosenozların Evrimi Ekosistemlerin canlı toplulukları olan biyosenozlar, hayvan topluluklarının kademeli bir şekilde birbirini izlemesiyle zaman içinde değişime uğrar.
Bugün gözlemleyebildiğimiz ekosistemler birdenbire ortaya çıkmamıştır. Bunların oluşumu, genellikle kademeli bir şekilde, yüzlerce, hatta binlerce yıl içinde gerçekleşmiştir. Bunların her biri, biyosenozların yapısında kendini gösteren kalıcı değişikliklere uğrar. Genellikle kendiliğinden olan değişikliklere ekolojik ardıllık (süksesyon) adı verilir. Bunların çoğu, düzenli ve öngörülebilir olaylardır; bunlar, ortamın iklim koşullarıyla denge halinde, klimaks adı verilen nispeten kararlı nihai durumlarla da sonuçlanabilir. Burada dinamik bir denge söz konusudur; ama bu denge, ortamda oluşan büyük değişiklikler sonrasında bozulabilir. Ardılların varlığını gözlemlemek kolaydır: bir tarım alanının terk edilmesinden veya bir ortamın yok edilmesinden sonra, doğal görünüm kendiliğinden (her tür insan müdahalesi dışında) dönüşüme uğrar ve bu tür dönüşümler izlenebilir (bir insan ömrü ölçeğinde ya da belgeler sayesinde).
Amerikalı ekolog E. P. Odum, bir kalıtın dinamiğinin temel özellikler üzerinde ısrarla durur:
Biyokütlenin artışı ve çeşitlenmesi çeşitli toplulukların düzenlenme biçimlerinin ve bunları birbirine bağlayan besin zincirlerinin veya ağlarının giderek artan karmaşıklığı, ekosistemde denge mekanizmalarının gelişmesi, toprağın ve bunun barındırdığı faunanın, birbiriyle bağıntılı olarak birtakım dönüşümlere uğraması... Birincil ve Ikincil olmak üzere, iki tip ardıllık (süksesyon) ayırt edilir. Birincil ardıl, üzerinde önceden hiçbir bitki örtüsü bulunmamış olan çıplak bir yüzeyden başlar: kayalık ortam yosunlar ve likenlerle sarılır ve bunlar organik madde birikimini başlatarak otsu Bitkilerin yetişmesine uygun bir ortamın oluşumunu sağlar. Ikincil ardıl, üzerinde önceden birtakım canlı varlık toplulukları bulunmamış olan, ancak sonra, çoğu zaman yıkıcı nedenlerle )yangınlar, tarla açma girişimleri, aşınma...) yok olan bir ortamda gelişir. Ikinci ardılın yol açtığı klimaks, ilk klimakstan farklıdır; bu durumda paraklimakstan söz edilir.
" left Doğal Topluluklar: Çeşitli canlı türlerinin oluşturdukları toplulukların her biri, farklı tipte dalgalanmalara maruz kalır. Bunun başlıca nedeni, ortam faktörlerindeki değişimlerdir; ama topluluğu oluşturan bireylerin birbirleri üzerindeki etkisi de (grup etkisi) aynı ölçüde önem taşır. Bu dalgalanmalar düzensiz olduğunda, topluluğu oluşturan bireylerin sayısında beklenmedik artış veya düşüşler ortaya çıkar. Öte yandan, ortam koşullarında, özellikle de besin kaynaklarındaki değişimlere bağlı olarak mevsimlik veya birkaç yıllık çevrimler biçiminde düzenli dalgalanmalar da gözlenir.
Toplulukların dinamiğini etkileyen faktörler iki gruba ayrılır: başta iklime ilişkin faktörler olmak üzere, topluluğu oluşturan bireylerin yoğunluğundan bağımsız olan ve besin kaynakları üzerindeki rekabet gibi bireylerin yoğunluğuna bağlı olan faktörler.
( Bu faktörlere bağlı olarak da o doğal ekosistem içerisindeki canlı gruplarının ve dolayısıyla da ekosistemin devamlılığı ve sürekliliği hakkında belirli bilgilere ve sonuçlara varılabilir. Yine bu faktörlerin iyileştirilmesi ve normalliklerini devam ettirebilmelerini sağlamak durumunda doğal ekosistem, devamlılığını kendiliğinden sağlayacaktır, mesela insan müdahalesinin olmaması ya da çok az bir etkisinin görülmesi....)
Toplulukların dinamiği alanındaki bilgiler “doğal stokların” uygun kullanılması açısından yaşamsal öneme sahiptir. Mesela, matematiksel modellerden yararlanarak deniz balığı topluluklarının dinamiği önceden saptanabilir. Bu modeller, stokların aşırı tüketiminden sakınmak üzere avlanma kotaları belirlenmesini sağlar.
Doğal ekosistemler içerisindeki türlerin evrimine ilişkin modellerin, gelişmeyi öngörme açısından bir değer taşıması için, her türün demografik yapısı (yaş piramidi, cinsiyet oranı) konusunda yeterli bilgiye sahip olmak gerekir. Ele alınan toplulukların genetik yapıları ne kadar çeşitliyse, incelenmeleri de o kadar zor olur. Toplulukların gelişmesi (veya sadece yaşamlarını sürdürebilmeleri), bu genetik çeşitliliğe bağlı olarak sahip olduğu uyum sağlama yeteneği ile yakından ilgilidir.
Doğal ekosistemlerin sürdürülebilirliğinin sağlanması için :

· Sürdürülebilir bir ekosistem içerisinde; balık avı, balık yataklarının sürdürülebilir rekoltesini aşmaz; yeraltı aküferlerinden çekilen suyun miktarı, su dolum oranını aşmaz; toprak erozyonu, yeni toprak oluşum oranını aşmaz; ağaç kesimi, ağaç ekimi oranını aşmaz ve karbon emisyonları, doğanın atmosferdeki CO² miktarını düzenleme kapasitesini aşmaz. Yani sürdürülebilir bir ekosistemde, bitki ve hayvan türlerini, yeni türlerin oluşma hızından daha süratli bir biçimde yok etmemeliyiz

· Doğal ekosistemlerin devamı için, doğal kaynakların tüketilmesinden vazgeçip, yenilenebilir enerjiye dayanan, malzemelerin yeniden kullanımını ve geri dönüşümünü sağlayan yeni bir tasarım gereklidir

· Gelişmeyi yeniden tanımlarken atacağımız ilk adımlardan biri, mevcut neslin, yaptığı eylemler nedeniyle gelecek nesillerin yaşanabilir bir dünyaya kavuşmasını engelleyebilecek ilk nesil olduğunu iyice kavramaktır. Bu kötü unvanı bilinçli olarak değil, çevresel destek sistemlerini aşarak ilerleyen küresel ekonominin bir sonucu olarak kazandık. Sonuçta, dünyanın doğal sistemlerini değiştirme kapasitesine sahip olduk fakat bunun sorumluluğunu üstlenmeyi reddettik. Unutulmamalıdır ki, insanların doğal çevreye verdikleri zararları önleyecek ve bunların önüne geçerek doğal ekosistemlerin belki de tekrar üretilmesini sağlayacak olan yine insanlardır

· Çevre yasalarının oluşturulması ya da yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Aynı zamanda bunların yaptırımlarının düzenli bir şekilde kontrolü ve devamı sağlanmalıdır. Geniş kapsamda bir çevrenin sürekliliğinin sağlaması için atılacak ilk adımın yakın çevremizin devamlılığının sağlanması oldukça mantıklı görünmektedir

· Dünyanın 200 ulus-devleti, gezegeni coğrafyayla ya da küresel ekonominin anatomisiyle hiç ilgisi olmayan bir biçimde aralarında paylaşmıştır. Böylece doğal kaynaklar, kirleticiler, ticaret ve yatırım bu keyfi sınırların ötelerine doğru ilerledikçe, çevresel krizin uluslararası boyutları da sürekli olarak büyümektedir. Bu nedenle uluslararası krizlere, yine uluslararası ve iki ana uçtan oluşan tepkiler vermek gereklidir. Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Teşkilatı (WTO) gibi uluslararası ekonomik idarelerin anlaşmaları ve kuruluşları, yaptıkları faaliyetlerin çevresel sonuçlarını daha detaylı biçimde düşünmek zorundadır. Buna ek olarak okyanusları, denizleri, ırmakları, biyo-çeşitliliği, doğal ortamları ve atmosferi korumak için de çevresel işbirliğine gidilmesi gerekir

· Uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin doğal ekosistemlerin devamlılığını sağlamak için atılmış çok önemli adımlar olduğu bir gerçektir. Her ne kadar beklenildiğinden yetersiz kalıyor olsalar da yeterli fonların ayrılması ve yeterli ilginin gösterilmesi durumunda Uluslar Arası Anlaşmalar pek çok çevre sorununun önüne geçebilecek niteliktedir

· Çevre sorunlarının çözümünde eğitimin ve eğitimli vatandaşların gücü çok büyüktür. Kâr amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşlarının en etkileyici yanı, güç sahibi olmamalarına karşın, güç kullanabilmeleridir. Hiçbir orduları ya da polis teşkilatları, vergilendirme, yasa yapma ya da uluslararası bağlayıcı anlaşmalar onaylama güçleri yoktur. Mali açıdan kâr amaçlı şirketlerin yanında ufacık kalırlar. Güç kaynakları maddi değildir: bu güç, genel bir tanımlamayla, eğitimden kaynaklanmaktadır. sürdürülebilir bir toplum oluşturmanın temel mücadelesi eğitim olmalıdır. İnsanların dünyayla ilgili düşünceleri ve hisleri, seçmen, tüketici, kaynak sahibi, hükümet yetkilisi, uluslararası diplomat ve çalışan kişiler olarak neler yaptıklarını etkilemektedir
Eğitimcilerin en önemli görevlerinden biri, çocukları ve yetişkinleri çevre konusunda bilgilendirmektir: Doğal çevre nasıl işler, insanlar çevreye ne kadar bağımlıdır ve çevreyi ne kadar etkilemektedir... Özellikle çocuklar bu derslere çok olumlu tepki vermektedir. Şu anda ekilen düşünce tohumları, bir neslin yaşam süresi içinde konuya duyarlı vatandaşlar oluşturacaktır. Eğitimin amaçlarından biri, insanlara sorumluluk sahibi vatandaşlar olabilmelerini sağlayacak araçlar sunmaktır. Öğrencileri çevre konusunda bilgilendirmek, “vatandaşlık” kavramını, dünya vatandaşı olma sorumluluğunu da kapsayacak biçimde genişletmektir
“Ekolojik okur-yazarlık” her şeyden önce, büyük resmi görebilmek için, bütün disiplinlerle ilgili bilgileri birleştirip bir senteze varma becerisidir. Ohio’daki Oberlin College profesörlerinden David Orr’a göre, öğrencilere verilen eğitim, not tutma çalışmalarından ziyade, çeşitli düşüncelerin üretildiği, günlük deneyimlerle karşılaştırıldığı ve yenilendiği sürekli bir diyalog olmalıdır. Böylece öğrenciler, örneğin güneş enerjisi hücrelerinin fiziksel yapısının ya da petrolün kimyasal yapısının dünya ekonomisi ve jeopolitiğini nasıl biçimlendirdiğini düşünmeye yönelecektir. Bu tür bir deneyimi elde etmenin en iyi yollarından biri, öğrencilerin kendi kampüs ve mahallelerinin yönetimine yardımcı olmalarını sağlamaktır
“Ölümcül kısır döngü: Nüfus artışı, dengesiz gelir dağılımı, eğitimsizlik”
Derleme :Ayşe Gül Aydın/ Peyzaj Mimarı