|
|
 |
 |
|
Simetri ve Asimetri tarihi |
Batı
dünyasındaki simetri tutkusunun evrensel olduğu bilinen bir husustur.
Bu durum özellikle mimaride ve Gotik katedrallerdeki Rönesans stili
bahçelerde, Eski Roma’daki kamu yapılarında ve Hellenistik döneme ait
tapınaklarda özellikle göze çarpmaktadır. Simetri yalnızca dış
görünüşte değil, aynı zamanda tüm planlarda da dikkate alınmıştır.
Buna göre; batı stili bir binanın girişinin, her iki tarafta da eşit
sayıda pencere ve sütunların ortasında bulunması olağandır. Hatta
simetriyi sürdürmek amacıyla ekstrem durumlarda ‘kör pencereler’ dahi
kullanılmıştır.
Aynı durum bahçe
düzenlemeleri için de geçerliydi. Havuz, taş basamaklar, patika,
ağaçlar ve çiçek parterleri de, ortadan geçtiği varsayılan hayali bir
aksın çevresinde simetrik biçimde bahçeye dağıtılırdı. Simetri
öylesine kabul görmüştü ki, asimetriye kayan her şeyin mevcut tüm
doktrinlere karşı geldiği düşünülüyordu. Batı stilinin temsilcisi
‘formal bahçelerde hayati önem, geometrik ve simetrik düzenlemelere
yüklenmişti. İtalyan bahçeleri de simetrik bahçeler kapsamında
gelişmiş örneklerdendir. Çeşitli kaynaklar ve tablolardan edinilen
bilgilere göre henüz Ortaçağ İtalya’sında, kale ve manastır
avlularında ağaçların ve çiçekli Bitkilerin kullanıldığı bahçeler
düzenlenmiştir. Elbette bu dönemdeki bahçeler henüz son derece basit
ve sadeydi. 13-14’üncü yüzyıllar boyunca aristokratların şehirleri
terk edip kalelerinin duvarları dışında villalar inşa etmeleriyle
birlikte bahçe sanatında da bir gelişme oldu. Yine de bu bahçeler hala
tam anlamıyla ‘olgunlaşmamıştı’. Ortasında havuzu bulunan, düz
yolların kesiştiği dairesel alanlar ve bir veya iki adet kameriyeden
öteye geçememiş görünüyorlardı.
15’inci yüzyılda
bahçeler mimariyle ilişkili hale gelmeye başladı. Brunellesco
(1377-1446) tarafından dizayn edilen taş mimarisindeki oranlar,
geometrik bahçe planlarını teşvik etti ve bunun sonucu olarak bahçe
sanatında büyük bir atılım yaşandı. 16’ncı yüzyılda bahçe stili,
Donato Bramante (1444-1514) tarafından tanıtılan tasarımlara
dayanarak, simetri ve perspektifle karakterize edilir hale geldi.
Ressam Raffaello Sanzio(1483-1520)’nun üstün yaratıcı kabiliyetinin
eseri olan yeni havuz ve teras tasarımları tanıtıldı. Leon Batista
Alberti (1404-1472) yaptığı dizaynlarında, bahçenin doğal çevre
manzarasıyla bağdaştırılmasının (harmonizing) önemini vurguladı.
İtalyan stili
bahçeler Fransa’ya 17’nci yüzyılda girdi ve yörenin iklim ve etnik
karakteristikleri ile yoğruldu. Fakat yine de İtalyan stilinin
temelinde herhangi bir değişiklik olmadı. Sonunda ‘Fransız bahçesi’
adıyla anılan Fransız stili ortaya çıktı. Bu oluşum sürecinde ünlü
bahçe mimarı Le Notre ‘nin de büyük katkısı olmuştur. Bu tarzın en
tipik örneği Palais de Fontain bleau bahçesidir. Fransa o dönemde hem
askeri hem de sanatsal yönden Avrupa’nın merkezi konumundaydı. Bu
dönemden itibaren Fransız stili, birçok Avrupa ülkesi için bir model
teşkil etmiştir. Fransız stilinin tesirlerinin görüldüğü örneklerden
ikisi; Almanya’daki Stadtschlossam Potsdam bahçesi ve Viyana’daki
Schönbrunn’dur. Bir başka deyişle bu iki örnek ve benzerleri, Fransız
bahçesinin birer ‘imitasyonu’ niteliğindedirler.
Simetrideki güzellik
Avrupa’da Eski Yunanlılar tarafından çok daha evvelden farkedilmişti.
Fakat elimizde Hellen periyodunda simetriye dair kesin bilgiler
bulunmaması sebebiyle bu konuda net bir görüş öne sürmek mümkün
değildir. M.Ö. 1’inci yüzyılda yaşamış ünlü mimar Marcus Vitruvius ‘De
Architectura Libri Decem’ adlı kitabında simetriden şöyle
bahsetmektedir: “Simetri; mimarinin, herbiri bütünle orantılı paya
sahip parçalarının harmonisidir.”
Bu açıklamaya göre
simetri, bir aksın iki tarafında aksa eşit uzaklıklarda bulunan
noktalar ya da figürlerden ibaret değildir. Daha çok estetik oran ve
bütünlük ilkeleri üzerine kurulmuş bir teoridir. Genel bir konsepte
dayanan ve ‘aksiyel simetri’den ibaret olan simetri anlayışı, zaman
içerisinde olumlu yönde sürekli bir değişime uğramıştır
Bu genel konsepte
ulaşılmasının pek çok sebebi vardır. Bunlar içerisinde şüphesiz en
önemlisi mimari konstrüksüyon özellikleridir. Avrupa’daki yapılar
yaygın olarak taş veya tuğla kullanılarak inşa edilmişlerdir. Bu
açıdan bakıldığında duvarlar yapısal elemanlardır ve büyük ölçekli
binalarda dinamik dayanma noktalarını sağda ve solda aynı şekilli
duvarlara dağıtmak ve bu şekilde binayı desteklemek esastır. Bu ve
benzeri sebeplerden dolayı Avrupa’da, Roma kamu binaları , Gotik
katedraller ve Rönesans saraylarında görüldüğü üzere, simetri yaygın
bir ‘kural’ haline gelmiştir. Tüm bu binalar, bir sanat prensibi
olarak simetriye göre yapılmışlardır.
Fakat zaman
içerisinde bu prensip önemini yitirmeye başladı. Simetrik ve geometrik
dizayn değişimlerden geçti ve 17’nci yüzyılda İngiltere’de, Fransız
stiline ve formal düzenlemelere karşı hareketler başladı. İnsanlar,
doğanın bozulmamış orijinal niteliklerine ulaşmak için çalışmalar
başlattılar. Bu, insanların özgürlüğü hissedebilme arzularına
dayanıyordu. İnsan yapımı simetrik ve geometrik düzenlemelerden
vazgeçildi ve tabiatın doğal formuna yönelim başladı
Böylece William Kent
(1685-1748) önderliğinde İngiliz stili bahçe doğdu. Kent’in idealine
göre havuzun şekli informal olmalı, ağaçlar doğal formlarında
gelişmeli ve sular tıpkı dereler gibi şırıldamalıydı. (...)
Kaynak : Osamu
MORI “Typical Japanese Gardens”, Tokyo, 1962
Derleme : Berfu Karaman / İ.Ü-Peyzaj Mimarı
|
 | |
|