|
|
 |
 |
|
Kirlilik dosyası, soluduğumuz kirlilik |
Derin bir nefes alsak mı, almasak mı?
Azot artı oksijen eşittir hava.
Peki ya, azot artı oksijen artı karbon monoksit artı kükürt dioksit
olunca: kirli hava.
Korku filmlerinin vazgeçilmez
oyuncularından biridir sis. Gecenin karanlığını kaplayan yoğun bir sis
tabakasında olur bütün olanlar. Cinayetler sisler arasında gizlenir,
ürkütücü olan herşey sise bürünür. Aslında onca dumanı ve sisi bir
şehrin üzerine örttüğünüzde, ayrıca cinayet işleyen bir aktör bulmanız
gerekmez. Çünkü bu dumanlı sis tabakası zaten o işi yapar
Kirli havanın tarihi
Hava kalitesinin tarihine dair
yapılan bir çalışmada hava kirliliği ile ilgili olarak belirtilen en
eski tarih 1306 yılı. I. Edward 1306 yılında İngiltere’de, ustaların
fırınlarında kömür yakmalarını yasakladı. Nedeni ise: Bu işlem
sonucunda kötü kokulu bir duman çıkıyor ve kirliliğe sebep oluyordu
1873’te Londra’da duman yüzünden 500
kişi öldü. 1892 yılında bir kaza sonucu çıkan dumanlar ise Londra’da
oturan 1000 kişinin ölümüne sebep oldu. 1930 yılında Belçika’da sanayi
kuruluşlarının yaymış olduğu kirli hava yüzünden 60 kişi öldü,
binlerce kişi hasta oldu. 1948’de Pennsylvania’nın Donora kasabasında
hava kirliliğinden dolayı 20 kişinin ve sayısız hayvanın öldüğü,
kasabada yaşayan 12 bin kişiden yarısının hasta olduğu bildirildi.
Tarihte hava kirliliğinin ne denli
ciddî bir problem olduğunu en iyi bilenler ise, bu tür olayları sık
sık yaşayan Londralılar olsa gerek. 1952’nin Aralık ayında Londra’da
oturanlar ısınmak için çok fazla miktarda kömür yaktı. Aynı yıl
elektrikli tramvayların tamamı kaldırıldı, benzin ve mazotla çalışan 7
bin otobüs kullanıma girdi. Bütün bunlara rüzgâr akışının azlığı da
eklenince ciddî bir hava kirliliği meydana geldi. Şehrin üstünü bir
dumanlı sis bulutu kapladı ve bir haftadan fazla kaldı. Bu olay tarihe
“Öldüren Sis” adıyla geçti. Yüksek ozon seviyesi kalp atışlarında
düzensizliklere sebep oldu; nefes alma güçlüğü yüzünden pek çok kişi
hastanelere başvurdu. En kötüsü de pek çok ölüm olayının tespit
edilmesiydi. İlk gün 135 olan ölü sayısı Ikinci gün 500’e çıktı. ve üç
hafta boyunca günlük ölü sayısı 200 kişinin altına düşmedi. İngiliz
hükümeti başlangıçta ölümlerin kirlilik yüzünden meydana geldiğini
kabul etmek istemedi; ancak halkın baskısı ve bilimsel delillerin
ortaya çıkması sonucu hava kirliliği konusunda ciddî önlemler almak
zorunda kaldı
Anlaşılan, “Üzerinde güneşin
batmadığı İmparatorluğun” üstünden sis de hiç eksik olmamış.
Yaşadığımız günlere gelince, sorun
hiç de çözülmüş görünmüyor. Cornell Üniversitesinin yürüttüğü bir
çalışmaya göre, dünya nüfusunun üçte ikisi hava kirliliği ile ilgili
hastalıklara sahip. Çevre Koruma kuruluşunun bildirdiğine göre, 125
milyon Amerikalı sağlıksız hava koşulları yüzünden nefes alma problemi
yaşıyor ve her yıl kalp ve ciğer hastalıkları yüzünden 64 bin ölüm
olayı görülüyor
Isınıyoruz, üretiyoruz,
kirletiyoruz
Havada katı, sıvı ve gaz şeklindeki
yabancı maddeler insan sağlığını bozacak, hayvan ve Bitkilerin
hayatını tehdit edecek boyutlara ulaşmışsa, bu durumun adına “hava
kirliliği” diyoruz. Artan trafik yoğunluğu, büyüyen şehirler, hızlı
ekonomik gelişme ve endüstrileşme başlıca kaynaklar olarak görünüyor.
Otobüslerin ve arabaların egzoslarından çıkan gazlar, fabrika
bacalarından çıkan dumanlar, enerji üretim tesisleri hattâ içilen
sigara bile kirlilik sebebi olabiliyor. Örneğin Amerika’da ortalama
bir aile ulaşım vasıtaları kullanımı ile % 7’lik bir kirliliğe,
elektrik kullanarak % 14’lük bir kirliliğe sebep oluyor. Satın aldığı
eşyalar ve hizmetler yoluyla dolaylı olarak havayı kirletme oranı ise
% 60
Bu kaynaklar ne üretiyor?
Kükürt dioksit, karbon monoksit, azot
oksitler, kurşun, havada asılı kalan parçacıklar, uçucu organik
bileşikler...
Karbon monoksit, renksiz ve kokusuz
bir gaz. Karbon içeren yakıtlar tarafından üretiliyor—petrol, dizel,
odun gibi.
Kükürt dioksit, termal enerji üreten
fabrikalarda kömür yakılarak açığa çıkan bir gaz. Bazı sınaî işlemler
sırasında da açığa çıkıyor—örneğin kâğıt üretimi ve metallerin
eritilmesi esnasında.
Kurşun, fosil yakıtlar, metal işleyen
sanayiler ve dünyadaki en geniş kullanım alanı olan pil üretimi
esnasında ortaya çıkıyor.
Hava kirliliğinin en önemli
zanlılarından biri olan trafikte, bir yıl içinde benzinle çalışan bir
araba ortalama olarak 5 ton karbon dioksit üretiyor.
Bu arada sülfürik asit üreten iki
kaynağı karşılaştıran David J. Hofmann’ın ilginç bir tespiti var.
“Uçaklar tarafından yayılan sülfürlü
gazlar mikroskopik sülfürik asit damlacıklarına dönüşüyor. Doğal
kaynaklar da, örneğin volkanlar gibi, sülfürik asit damlacıkları
üretiyor, ancak bunlar, uçakların yaptığı gibi ince ve yoğun bir
katman oluşturmuyor.”
Deriiin bir nefes alın
Şehirde oturmakta olan adam birgün
kuzeni ile birlikte kent dışındaki arkadaşlarını ziyarete gider.
Gidecekleri yere vardıklarında adam arabanın kapısını açar ve ilk
nefes alışında şaşkına döner. “Bu güçlü koku da ne?” diye sorar.
Kuzeni ona döner ve “Temiz hava olmalı!” der.
Dört saniyede bir, dakikada on altı,
saatte 960 ve yılda 8,5 milyon kez nefes alıyoruz. Her nefes
alışımızda içimize hava ile birlikte pek çok şeyi de çekiyoruz.
Bunların bazıları doğal kaynaklı, bazıları ise insan kaynaklı.
Şehirlerde yaşıyorsanız, hele
İstanbul gibi yoğun trafiği olan bir şehirdeyseniz, bu bilgi sizi
fazlasıyla ilgilendiriyor demektir.
İki ayrı araştırma, hava
kirliliğinin, dünyanın her yerinde benzer sağlık sorunlarına yol
açtığını gösteriyor. Bu araştırmalardan biri 1992-1994 yılları
arasında Londra’da ve 1995-1997 yılları arasında Hong Kong’da
yapılmış. Araştırma için astımdan şikâyetçi olan 15-64 yaş arası
hastalar ve kalp sorunu olan her yaşta hasta izlenmiş. Bu şikâyetlerle
hastaneye giriş yapanların şartları karşılaştırıldığında şu ilginç
sonuç ortaya çıkmış: Hastaneye girişlerin yapıldığı günlerde her iki
şehirde de azot dioksit, kükürt dioksit ve ozon seviyeleri aynı.
Hava kirliliği oluşturan
kirleticilerin, soğuk algınlığına karşı direnci kırmaktan tutun,
kansere sebep olmaya kadar pek çok zararları var—özellikle çocuklar ve
yaşlılar üzerinde.
Örneğin, gaz, kömür ve benzin yakarak
havaya saldığımız karbon monoksit neler yapıyor, ona bir bakalım.
Kanın, vücut hücrelerine ve dokularına oksijen getirme kabiliyetini
azaltıyor. Kandaki proteinlerle bağlanarak, beyin ve kalp gibi
organların işleyişini etkiliyor. Konsantrasyonumuzu bozuyor,
reflekslerimizi yavaşlatıyor ve kendimizi uykulu ve yorgun
hissetmemize sebep oluyor.
Bir otobüs durağında bekliyorsanız ve
bunu sıklıkla yapıyorsanız soluyacağınız havadaki kirleticilerden biri
de kurşundur. Bu durumda sinirlenmenizin sebebi yalnızca otobüsün geç
kalması olmayacaktır. Kurşun beyni ve sinir sistemini etkiler,
sindirim sistemi ile ilgili problemlere yol açar. Özellikle çocuklarda
öğrenme bozukluğu ve davranış değişikliklerine sebep olur. Son
zamanlarda yapılan çalışmalar, kandaki kurşun oranının 10-15 g/dL’nin
(mikrogram/desilitre) altında olması gerektiğini gösteriyor. Ancak
bundan 15 yıl önce bu oran 30-40 g/dL zannediliyordu.
Evet, işte size sık sık açık havaya
çıkmak ve temiz hava almak ve çocuğunuz birgün “Bu keskin koku da ne?”
diye sorduğunda unutmamış olmak için geçerli sebepler..
Yazan : Ayşe Nurlan Karan
Derleme : Durcan Cengiz / Peyzaj
Mimarı
|
 | |
|